ŞİİR
29/9/2008 ·
UZAK TAY
Yaz yoksulu üşüyen kalbimle
sevgilim diyorum, dağılıyor
buzuluma yatan kırlangıç
soruyorum kendime, bir ceset
ne kadar yaşayabilir daha...
Hayatı şarkı gibi yaşayanlar vardı
alışkanlıklar çölünü yeşertenler
gülüşlerinde buz dağları eriten onlardı
neredeler..
Gecenin uzak yerindeyim şimdi
Nasıl yaşanır bu azlıkta
en yakın çiçek bir mevsim uzak/tayken
yaz yoksulu üşüyen kalbimle
bir top kar olup o kederli geyiğin
kalbine bindimde geldim
size. kendime belki de..
Unuttum hangi yanlışın yalnızı olduğumu....
KAR
Biliyorlardı dağlılar
kar, eski izsiz uygarlığıdır sessizliğin
unutmuyorlardı
kar külüdür sular..
Göğün yüzü tülendiğinde
beklenendi, geldi. üç kez önce doruklara
köyün tek sokağına,çatılara
çocuğunu gömen anne hüznüyle
yağmurdan eğilmiş dallara, dallarda titreyen
hasankâhya kuşlarına,mektuplara, zarflara
resim dersinde tık tık kalem vuruşlarıyla
kar değil de taş yağıyormuşçasına kar resmi çizen
çocukların lastik pabuçlarının yırtıklarından
yün çoraplar içindeki ayaklarını morartıncaya değin
her yeri doldurdu, kefenledi hayatı
camlara bile tırmandı kar...
Dağlıların ‘karda cana dokunulmaz’lık öyküleri
bir ud tınısı gibi kardan kalan boşlukları doldururken
bu kar kalesinde nedense ben, kar yakacak çiçeklerle
ne zaman biteceğini düşünüyorum kalebentliğimin
kar ki en eski izsiz uygarlığı sessizliğin...
DAĞ VE KAR
Anıların kabuğunu yolduğum
Bu her şeye kanlandığım saat
Soruyorum kar tutmuş suskunluğuma
Hangi kanda açar hangi çiçek
Nereye yürürsen yürü
... dağ.
Sevmenin ölümü
Hangi tabuta sığar kalbimden başka
Hangi doğuya...
Her şey ay ışığında
yağan kar...
İTGÜLLERİ
Bu gece kar
yorgun bir geyik
yıkılacak dağ arıyor kendine...
İçimde itgülleri
incecik bir rüzgarda
dışarımda kalırken
çaya bandırılmış çingene karanfilin
jiletten balık gözlerini
aklıma bile gelmemişti seveceğim
böyle buruk, kıyıcı doluşurken içime
yıkılıyor üstüme gecenin
yorgun geyiği..
Karın bu sonsuz öyküsünde
üşümeden göğsümüzdeki kırlangıç
hayatın çocuk olduğu yere gidelim..
ÇOCUKLUĞUM ANNEME KALDI
Küçük bir mıknatıs kırığı
çekerken yollara kanımın demirini
eğilip bakıyorum gözlerinin içine
margarin bir ay
eriyor
Bu ağaçların yaprakları
hep mi camdan böyle
gene bahar gene kır çiçekleri diyorum
göğsümden kuşlar fışkırıyor
ağaçlar erikle dolar ya
bütün bir ormana dağılasım geliyor
Kıl heybeye düşen çocukluk motifleri
dağları dolanan külüstür bir köy otobüsü gibi
tırmandırır belki beni de
gecenin külçe sevincine
karşılığı yok uzakların
gece mi kaldı
Geriyorum sabahın alnına
sana güveni kalmayan şarkıları
Ah kime dokunsam, kelebek
herkes kırılacak kadar var
çocukluğum anneme kaldı
GURBETE BENZER BİR HİKAYEDE
Geceye serpiştirilmiş dalgınlığımı
bir mıknatıs gibi toplarken silah sesleri
nasıl susulur kan öykülerinde
öğrendim, törenin hançeridir
erkek odalarına asılmış mağrur fotoğraflar.
Babamın mezarına servi, annemin
suskunluğuna bir gençlik hikayesi
camın buğusunda dağınık bakışlarıma
kenar süsü oldum da
toplandım gene de kalbimin en yakınına..
kelebekler kedere de konar sanırdım.
Gurbete bezer bir hikayede
dağıldım uzaklara.
yüzümde yolların kiri...
Yorum (0) Arkadaşına Gönder!
Etiketler :
Yorum Gönder
« Önceki ::