MURATHAN ÇARBOĞA İLE YAĞMALANMIŞ HAYAL DOSYASI ÜZERİNE SÖYLEŞİ

6/4/2008 · Kategori: Söyleşi


 

 
Sevgili Murathan Çarboğa,  yayınlanmamış dosya dalında Yağmalanmış Hayal adlı çalışmanızla Cemal Süreya ödülünü aldınız. Sanırım ilk ödüllerinizden biri de Cemal Süreya adına düzenlenen Hatay Şiir Ödülü ikinciliği idi.  Şaire neler kazandırır ödüller?
Üstadın  uğuru  olsa  gerek. İstanbul  kaynaklı  ödüllerim  Cemal  Süreya  isminde  kesişiyor. Benim  adıma  güzel  bir  tesadüf. Hep  eleştirilmiştir  ödül  kurumu.Doğrudur. Bu  alanda  ortaya  çıkan  enflasyon  bunu  gerektiriyor. Taşrada  kendini  var  etmeye  çalışan  bir  genç  şairin  ödüllerden  başka  çıkar  yolu  var mı? “Ben de  varım!”  diyebilmek,  yalnızlığı,  umutsuzluğu  kırabilmek  adına  dosyalar  hazırlanır  ve  “Uzak”  şehirlere  uçurulur  şiirler. İnsan  takdir  edilmek  ve  yalnız  olmadığını  ayrımsamak  istiyor. Böyle  bir  psikoloji  ödüllere  sürüklemiştir  beni,  fakat  şiirin  karşılığı,  ödüllere  rağmen  yalnızlıktan  ve  mutsuzluktan  öteye  geçememiştir  bende. Plaketinizi  alıp  dönersiniz  küçük  dünyanıza  ve  unutulursunuz.

 

 

İlk kitabınızın adı Güne Dönen Rüya idi. Şimdiki dosyanızın adıyla tematik bir zıtlık var gibi geldi bana. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Kırılan  bir  çocuğun  suskunluğu  var  iki  dosyada  da. Işığa  değer  değmez  hükmünü  yitiren  mutlu  rüyalar  ve  bir  türlü  gerçeğe  sığdırılamayan  hayal. Gerçeklikle  uzlaşamayan  aykırı  bir  çocuğun  içe  yönelen  dünyası. Yağmalanmış  Hayal,  çocuğun  dünyasını  alt  üst  eden  bir  şehre  yönelen  tamlama: Adana… Deniz  kıyısındaki  küçük  bir  kasabadan,  portakal  bahçelerinin  dingin  atmosferinden  koparılıp  büyük  ve  ruhsuz  bir  şehre  fırlatılan  bir  çocuğun  bocalayan  düşleri… Rüyanın  bitimi  ve  annenin  gözlerinden  çekilen  huzur. “Varoş”a  ait  olamama  sancısı… İki  dosyada  da  aynı  çocuk  sığınıyor  şiire. 

 

Dosyanızda kimi yerli ve yabancı şair adlarına rastlıyoruz. Ama okuma duraklarınızın  sadece bunlar olmadığını biliyoruz. Hangi şairlere yakın bulur kendini Murathan Çarboğa?

Okumalarım  çok  geniş  bir  yelpazede  süregeldi. “Divan  Şiiri”nin  sonsuz  bahçesinde  haddimi  bilmesini  öğrendim. Çevirilerin  el  verdiği  oranda  okudum  “Dünya  Şiiri”ni. “Yeni  Türk  Edebiyatı”nın  belli  bir  seviyeyi  aşmış  bütün  şairlerini  inceledim.”İkinci  Yeni”ye  daha  çok  ısındı  kanım. Sonra  Ahmet  Oktay’ı  keşfettim. Şiirin  son  peygamberi  edasıyla  ahkam  kesen  birçok  ismin  arasında  yükselen  ulaşılmaz  bir  doruk  Ahmet  Oktay. Hiçbir  şair  beni  üstad  kadar  etkilememişir. Kendime  yakın  buldum,  şiirine  yakın  olmak  istediğim  tek  isim  Ahmet  Oktay.

 

Dosya İnkar  Metinleri, Huzura  Dua , Dağınık , Susulmuş  Haikular  olmak üzere dört bölümden oluşuyor. İnkar Metinleri’nin ilk şiirinizde Nerval var. İlk kitabınız Güne Dönen Rüya’da da  Nerval adlı bir şiiriniz vardı. Nerval ile sizi buluşturanın  ne olduğunu öğrenebilir miyiz?

Nerval’in  ölüm  şekli  bile  devasa  bir  şiirdir. Soğuk  bir  kış  akşamı,  Paris  sokaklarında  salınan  bir  şiir… Sokak  lambasına  gövdesini  iliştiren  bir  inkar  çığlığı…Solgun  bir  ışık  altında  parmaklarından  dökülen  imgeler… Bu  manzara  çok  etkilemiştir  beni. Nerval,  hayata  karşı  çıkışın  sembolüdür.

 

Dosyanızın Huzura  Dua  adlı ikinci bölümünde anneden başlayıp pencereden gökyüzüne açılıyorsunuz. Çocukluğa özlem mi bu bölümdeki şiirler? Ev huzuru mu eşitliyor sizde ki , Huzura Dua adını vermişsiniz bu bölümdeki şiirlere?

Dış  dünyaya  açılan  basamaklardan  oluşuyor  bu  şiirler. Hayata  fırlatılan  bir  çocuğun  uzlaşmak  zorunda  olduğu  duraklar. Annede  başlayan  huzur  algısı  gökyüzüne  açılıyor  belirttiğiniz  gibi. Huzuru  simgeleyen  iki  tema  arasına  sığdırılmaya  çalışılıyor  hayat: “Anne  ve  Gökyüzü”. Ev, saklanmışlığın,  dinginliğin  mekanı. Dış  dünyaya  kapatılan  pencereler  ve  tehlikesiz,  kirlenmemiş  bir  dünya… Sistemin  insanı  olamamanın  ve  hayatı  çekip  çevirememenin  sancısıyla  dile  gelmiş  bir  kırılma  sanırım,  çocukluğu  geri  çağıran  ses. Kirlenmişliğin  pişmanlığı, yenilginin  dinmeyen  acısı... Şair,  yenilmiş  bir  insan  değil midir  günümüz dünyasında?

 

 

 

İnkar  Metinleri, Huzura  Dua bölümlerinde şiirleriniz genelde uzun dizelerden oluşuyor. Huzura Dua adlı bölümde ise ikiliklerle bitmiş şiirler. Dağınık bölümündeki şiirler  ise eski şiirlerinin biçemine benziyor. Şiirlerinizde yeni bir arayışın yansımaları mı  bu biçimsel değişiklikler?

Derdi  olan  bir  şiir  yazmak  istiyorum. Derdi  olan  ve  anlatma  dürtüsünü  göz  ardı  etmeyen  şiirler. Bu  nedenle  dosya  çalışmaları  yapıyorum. Tematik  dosyalar  hazırlıyorum  bu  doğrultuda. Hazırladığım  dosyaların    mantığı,  farklı  biçimlerle  cisimleşiyor. Düzyazıya  yaklaşan  oluşumlar,  “Balad”a   benzeyen  yapılar, “Haiku”lar,  “Sone”ler… Betonlaşmış  bir  şekle  bürünmek  değil  amacım. Her  dosya,  arayışın  ürünü  olacak.    

 

Geçen yıl yayınlanmış şiir yıllıklarında şiirin can çekiştiğinden dem vuruluyordu. Günümüz şiiri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Bu  konuyla  ilgili  düşüncelerimi  Patika  dergisindeki  bir  soruşturmaya  yanıt  verirken  dile  getirmiştim  geniş  bir  şekilde. Sanırım   elli  altıncı  sayıdaydı. Dağınık  bir  manzara  var  şiirde. Popülist  yaklaşımlar,  bireysel  kaygılar, var  olma  çabasıyla  deneysel  alanlara  yönelen  arayışlar, “Divan  Şiirine  yamanmaya  çalışan  poetikalar…  Tüketimi,  hızı  ve  unutuşu  kutsayan  sistemin  göz  ardı  ettiği  bir  değeri  sahiplenmeye  çalışan  bir  azınlığın  savruk  çırpınışı… Büyük  yeteneklerin  dışarıda  kaldığını  düşünüyorum. Yaşanılan  gerçekliğin  aldatıcı  atmosferinde  şiirle  buluşamayan  birçok  yetenek  var  toplumda.  Her  dönemde  iyi  şiirler  yazılmıştır. Günümüzde  de  yazılıyor. Sevdasıyla,  inadıyla,  yeteneğiyle  şiire  sahip  çıkacak  isimlere  ihtiyacımız  var. Hayatının  odak  noktasına  şiiri  koyan  ve  yalnızca  onunla  anlam  bulan, evrene  şiirin  penceresinden  bakan  şairler … Bireyin  mücadelesine  indirgenen  bu  ortamda,  inadım,  sevdam  ve  yeteneğimle  ben  de  varım.

 

 

Günümüzde kimi şairler, manifestolar yayınlasalar da, etkili bir şiir topluluğu ya da Garip, İkinci Yeni gibi şiir akımları oluşturamıyorlar.   Şiirin hayattan gittikçe çekildiğini gözlemliyoruz. Şiir eski etkisini bulabilir mi tekrar, ne dersiniz?

 

Biraz  önce  de  belirtmiştim, artık  yalnızca  birey  olarak  şiiri  sırtlamaya  çalışıyor  şair. Siyah-beyaz  yılların  masumiyeti  ve  heyecanı  yok  artık. Bir  köşeye  kıvrılıp  radyo  oyunları  dinleyen,  yasaklı  şairlerin  şiirlerini  gizli  gizli  okuyan,  sahafların  önünden  geçerken  günlük  kaygıları  unutan  nesil  gerilerde  kaldı. İnternet  ve  cep  telefonu  diliyle  iletişim  kuran,  medyanın  büyüsüyle  afallayan  gençlere  şiiri  nasıl  sevdiririz ? Bilmiyorum. Bir  eğitimci  olarak  ulaştığım  gençlere  aşılamaya  çalışıyorum  şiirin  büyüsünü,  ama  karşımızda  öyle  güçlü  bir  rakip  var  ki. Sistem,  dört  bir  yandan  sarmış  inceliği. Döviz  bürolarının  ve  borsa  değerlerinin  önünde  tapınan  kalabalığa  şiir  nasıl  anlatılır? “Türkiye  seninle  gurur  duyuyor!”  şak şakcılarının,  katil  kahramanların,  ahiret  parselleyen  uyanıkların  etkisinden  nasıl  koparılıp  alınır  insanlar? Bir  birey  olarak,  bir  şair  olarak  hayat  çemberimin  içini  şiirle  dolduruyorum. Bu  mütevazı  çemberin  yörüngesindeki  insanlara  ulaşmaya  çalışıyorum  elimden  geldiği  kadar,  ama  ne  yazık  ki  boş  işlerle  uğraşan,  aykırı  bir  insan  konumundan  bir  türlü  kurtaramıyorum  kendimi. Temenni  etmek,  güzel  ve   etkili  şiirler  yazmak  ve  mücadeleyi  sürdürmekten  başka  çare  yok. Gelişmemiş  toplumların  göstergesidir  yaşanılan  manzara. Her  alanda  yeteneksizlerin  ve  niteliksizlerin  saltanatı  sürüyor. Elbet  değişecektir  bu  durum. Şiir  her  dönemde  yaşamaya  devam  edecek.

 

 

 

Söyleşi için teşekkür ederim.

 

Ben  teşekkür  ederim

 

 

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Arkadaşına Gönder!
Etiketler : MURATHAN ÇARBOĞA İLE YAĞMALANMIŞ HAYAL DOSYASI ÜZERİNE SÖYLEŞİ

« Önceki :: Sonraki »