BETÜL TARIMAN’LA YOL İNSANLARI ÜZERİNE SÖYLEŞİ
6/4/2008 · Kategori: Söyleşi
Hayat denen orman bizi kalabalıklaştırıyor.Tanıklık ediyor geçip giden zamana
sular.Ve bizler zamanımızın peşinden gidiyoruz.Başlangıcımıza.
Sevgili Betül Tarıman, beşinci kitabınız Yol İnsanları Can Yayınları’ndan yayınlandı.Güle Gece Yorumları adlı kitabınızla şiirinizin dilinin değiştiği, Yol İnsanları ile de aynı anlatım biçimini biraz daha derinleştirerek sürdürdüğünüz görülüyor.Betül Tarıman Yol İnsanları’na varıncaya değin hangi dehlizlerden geçti?
Bu aslında uzun bir hikaye.Öncesi eskiye dayanan bir serüven.Annemin kitaplara olan ilgisi zamanla bendeki isteği de kamçıladı.Tabi okuduğum kitaplar,bu kitapların ilgi çekici kitaplar olması da ayrı bir etken.Her okuma beraberinde yeni bir okumayı getirdi.Bu süreçte coşkun akan bir ırmak gibi kendi yatağımda akarken zamanla pek çok şairle tanışarak ve okuyarak bugünkü şiirimi kurdum.Fakat bugün gelinen noktada annemin,öncül şairlerin şiirime etkisi olduğu kadar yaşadığım kentlerinde şiirime etkisinin payının büyük olduğunu söyleyebilirim.Yaşanılan kentler,çok kentlilik,hem de Anadolu gibi zengin bir coğrafya üzerinde yaşamak insanı,şiirini zenginleştirmez de ne yapar? O sokaklar,evler,evlerin ruhu,odalar,odalardaki nesneler,kapılar aşklar,ayrılıklar ve çocukluk…Ama yalnız görmek isteyenin görebildiği.İstanbul,Akçay,Trabzon,Kastamonu,Bingöl, Ankara, İzmir,Emirgan… Evet daha çok da Bingöl olsa gerek beni etkileyen mekan.Bu mekanın,beni etkileyen şehrin Bingöl olması ise tesadüf değil.Bir apartman dairesi ile sınırlı İstanbul gibi büyük bir kentten kalkıp Bingöl gibi tek bir caddesi
olan(kırmızı topraklı) bir şehre gitmek beni derinden etkilemişti.Ağaçlar,bahçeler,ırmaklar,Yado Çeşmesi…Farklı bir kültür,farklı bir bakış…
Gidilen gelinen ama çoğu kez hep taşınılan evler…Tüm bunlar bende mekan duygusunu pekiştirmekle kalmadı bir de düşünsel anlamda bir değişimi , farklılaşmayı da beraberinde getirdi.Bu nedenledir ki belki de “ toplumsal olanı da evin içinde düşünmeye “başladım.Bu anlamda bakıldığında Halim Şafak’ın ( Bahçe Kasım-Aralık 2002,sayı:32)sözleri burada anılabilir.”Başlangıçta şiirinin toplumsal vurgularından dolayı daha çok coğrafya,-ev,şiir yazanı da coğrafyaya götürür-ile ilgiliymiş gibi görünen Tarıman daha sonraki şiirlerinde coğrafyayı da ,toplumsal olanı da evin içinde düşünmeye başladı.Evin içinde ele aldı.Bunu sağlayansa geçmişi yani çocukluğuydu.Çocukluğunda yaşadığı,yaşamak zorunda kaldığı coğrafyaya dağılmış duran evlerdi”
Evet zengin bir coğrafya,zengin bir çocukluk…Akıle Hanım sokağı,Nevizade Yokuşu,Hırka-i Şerif camii,Heybeliada…Bence her şeyin başlangıç noktası çocukluk.Ben mutlu bir çocukluk geçirdim.Tabi bunda yaşanılan mekanlarında payı büyük.Bu da beni,şiirimi zenginleştirdi.
Buranın , yani şu anda yaşadığım kent Kastamonu’nunsa şiirime farklı bir renk kattığı ise bir gerçek.Farklı bir kültür,farklı insanlar…Burası kimine göre taşra sayılsa da ki bana göre öyle değil.Burada on bir yıl önce geldiğim Kastamonu’da; Dünya Yerel Yönetim Ve Demokrasi Akademisi(WALD) Mahalleleri ve Muhtarlıkları güçlendirme projesi kapsamında Kastamonu’da kurulan Mahalle Evinde gönüllü olarak sanat danışmanlığı yaptım.İmza günleri düzenledim.Dört yıldan bu yana da Aydın Ilgaz’ın destekleriyle Rıfat Ilgaz adına düzenlenen şiir yarışmasının hem kurucusu hem de jüri üyesiyim.Şimdi ise kurduğumuz şiir atölyesinde şiir çalışmalarımız sürüyor.Bir de Toplu Fotoğraflar adıyla bir şiir dergisi çıkarıyoruz.Şiir ve sinemayı birbirine yakın bulduğumdan mı nedir bilmem bir de Kastra Komnenüs’te Bir İkindi Vakti adlı bir kısa metrajlı belgesel film senaryosu çalışmam oldu.Az önce “ Güle Gece Yorumları “ kitabınızla şiirinizin dilinin değiştiği,Yol İnsanları ile aynı anlatım biçiminin biraz daha derinleşerek sürdürdüğünüz görülüyor” demiştiniz.Bununla da ilgili olarak bir şeyler söylemek isterim.Ben özellikle kabul görmüş eğilimlerden uzak durmaya çalışıyorum.Bu yadırganabilir ama önemli değil.Yeni bir dil , yeni bir oluşum beni her zaman heyecanlandırıyor.Tabi bunu yaparken daha önceki anlatım biçimimi biraz daha derinleştirerek,kadınsı,yumuşak bir dille yapmak istediklerimi yapmayı önceliyorum.
Güle Gece Yorumları adlı bir kitap yazmanıza,divan edebiyatında günümüze kadar bir çok şair gül’ü şiirlerinde şiir nesnesi,metafor, imge olarak kullanmasına rağmen; gül,sizin şiirlerinizde Yol İnsanları dahil olmak üzere en sık rastladığınız çiçek adıydı.Gülü yazmaktan ürkmediniz mi hiç?
Siz de nelerle örtüşür nelerin sevincini,nelerin kederini taşır gül? Nedir gül Betül Tarıman için?
Evet benden önce de gül imgesi çoğunlukla yer aldı edebiyatımızda.Divan edebiyatında olsun Halk edebiyatında olsun bunun yetkin örnekleriyle dolu şiirimiz.Ben ahşabın ruhuna dokunmak gibi
güle dokunmak,onun yarattığı hüzün dünyasında dolaşmak ve yeni bir söylemle olsun şiir paletine bir renkte ben katmak istedim. Zaten bu durum kitaplarımın ruh durumuyla da örtüşüyordu.Bunu ne kadar başarabildim bilemiyorum ama işte bu yüzden onun göze görünen güzelliğinin dışında ; açılışı kapanışı ve geceye solması bana verdiği heyecan ama daha çok da hüzün…Çağrıştırdığı anlamlar dışında güle başka anlamlar yüklemek için gül…
Evet tam da bu nokta da her şeyin mekanikleştiği bir çağda güle kattığı anlamlar bakımından sözü şair Baki’ye bırakmaya ne dersiniz? “ O gülen gül,daima can bülbülünü seyreder, / başkalarının nasibi iyilik , lütuf; benimki uçsuz bucaksız keder”.
“ İçimde / çalışılmış bir yalnızlık var” diyorsunuz bir şiirinizde . Sizin deyişinizle, “eğitimli” bir yalnızlığın şiirlerimi Yol İnsanları’ndaki şiirler?
Yalnızlık aslında hepimizin mayasında var.Yaşadığımız mekanlarda hepimiz yalnızız.Evlerde ,avlularda,gölgesinde bir ağacın durmuş bakarken ilk aşkına gençliğimizin.Hayat denen orman bizi kalabalıklaştırıyor ve tanık ediyor geçip giden zamana .Ve bizler zamanımızın peşinden gidiyoruz,başlangıcımızın.Bu nedenle ki hepimiz yalnızlık ağacına salıncak kurmuş sallanan çocuklar değilmiyiz.Yıldızlarsa dünyanın çevresine bağdaş kurmuş ağlayan harfler.Yalnızlık fişeği bize yol gösteriyor ve bizler bu yalnızlık fişeği nereyi gösterirse oraya gidiyoruz.Evet bu nedenle Yol İnsanları’ndaki şiirler için “eğitimli” bir yalnızlığın şiirleri diyebiliriz.
Kardan Harfler ile Yol İnsanları adlı kitaplarınızda bölüm adları dikkatimi çekti .Kardan Harfler toplu fotoğraflar I,toplu fotoğraflar II,toplu fotoğraflar III bölümlerinden oluşuyordu.Yol İnsanları’nın birinci bölümü Biz Biraz da Fotoğraflarımızdık (Mario Levi ) olarak adlandırılmış.Kardan Harfler bir anne kitabı gibi geldi bana . Yol İnsanları ile Kardan Harfler arasında yorum teknikleri ve temaları farklı olsa da , bir bağ kurmamız gerekiyorsa, nasıl bir bağ kurabiliriz?
Ben şiirleri, şiirlerimi bir fotoğrafın ya da filmin bir karesi gibi görüyorum.Her karesinde bir anlam saklı,her kare bir başka şeyi çağrıştırıyor. Üçüncü kitabım Kardan Harfler dediğin gibi bir anne kitabıydı . O kitap annelik duygusunu henüz yaşadığım bir süreçte yazılmıştı.Anneye olan özlem de buna eklenebilir.Tabi yakın akrabalar,komşular,sokaklar evlerde.Güle Gece Yorumları (Can Yay. 2002 ) nda ise meselelerin altını çizmiş “ kavramlar,mekanlar,eşyalar,ilişkiler” üzerinde durmuştum.İki bölüm halinde düşündüğüm Yol İnsanları adlı kitabımda da yine “ Biz Biraz da Fotoğraflarımızdık” derken kendimizden geçip giden zamana,zamanın birey üzerinde yarattığı etkilerden söz ediyorum.Bunu da bir fotoğrafın karesine sığdırarak yapmaya çalışıyorum. Aslında benimle daha önce yapılan bir söyleşide söylediğim gibi içsel konuşmalar şeklinde yazılmış tek bir şiir bu yazdıklarım.Gittikçe küreselleşen dünya içerisinde boğulmuş, yıpranmış yaşanılan çatışmaların,yalnız bir kadının şiiri.Ben özellikle bu kitabımla gittikçe yalnızlaşan insanı,kadını,kadının zamandaki giderek artan yükünü, sorumluluğunu söylemek istedim.Biraz ağrıtan ama kadınsı bir söylemle.
Yol İnsanları’nda “ terimle kızaran bir elma tadı biçtim her hevesten” diyorsunuz.Şiirlerinizi okuduğumuzda “ söylemek önemlidir” deseniz de ;acılarıyla susan , susmalarıyla acıtan kadınları anlatmışsınız sanki. Yanılıyor muyum?
Tarihsel süreç içerisinde geri bırakılmış kayıp,buruk bir kadının şiiridir Yol İnsanları.Yaşam karşısında giderek yalnızlaşan kendine yabancı bir kadının şiiri.Onun yalnızlığı , hayata karşı duruşu çatışmaları,öfkesi anlatılır bu kitapta.Bu yapılırken de erkek de görmezden gelinmez.Çıkılan bu içsel yolculukta kadınla erkek arasındaki o bitmez kırılganlıklarında altı çizilir.Kendi olarak çıkılan yolcukta başka yaşamaklar da konuk edilir şiire,başka yaşamaklara da konuk olunur.Amaç eve kapanan,bir oda da yaşayan kadını sorunlarını,sıkıntılarını işaret etmek,onu bahçeye,sokak ve alanlara çıkarmaktır.
Kitabınızın ikinci bölümü “ Biz Biraz da Masallarımızdık” olarak adlandırılmış . O bölümdeki şiirlerde çocukluğun izlerini gördüm ben.Çocukluğunuzla aranız nasıl?
Şiirim, çocukluğumla ilişkilendirdiğim şeyler toplamı aslında.Az önce mutlu bir çocukluk süreci geçirdiğimi söylemiştim.Amca ,dede,büyükanne,teyze ve komşularla geçirilen bu çocuklukta hüzün yoktu.Olsa olsa oradan oraya taşınılan evler,şehir ve sokaklar vardı.Her yeni şehir beraberinde hüzün ve sevinci getiriyordu.Zaman içinde çocukluğumun o zengin bahçesi sustu.Fakat yine de o içimdeki ben kimi kez dönüp dönüp onu bırakmayan çocukluğuna bakıyor.
“Biz Biraz da Masallarımızdık” adlı ikinci bölümde “Bile” adlı şiirde savaş çocuklarını anlatmışsınız yanlış anlamadıysam…Hayatın içinde bunca kötülük,bu kötülükler arasında hırpalanmış bunca çocuk varken şiire ne kadar yer kaldı hayatta?Başka bir deyişle,şiire yer var mı hala hayatta?
Kadının , erkeğin,babanın yalnızlığı ve yabancılaşmasıydı aslında bu kitapta anlatmak istediğim.Tabi iç çatışmalarda ! Toplumsal bir soruna,hepimizi ilgilendiren bir soruna işaret etmek istedim.Çünkü ilgisizlik ve sevgisizlik yumağı olan evlerde bir çocuğunda mutlu olması düşünülemezdi.Bunlara ek olarak da gittikçe kirlenen dünyada savaşlar,küresel kirlenmenin de bu mutsuzlukla ilgisinin olduğunu düşünüyorum.Bu nedenledir ki “ Bağdat boyumdan büyük ama /gün rakamla ifade edilir/korkudur evet her savaş/ezberlenmiş dönülmüş balkonda/ne kadar zordur artık/dünün atlarıyla çocuk kalmak” gibi dizeler kitabımın ikinci bölümünde yer almıştır.Şiir değiştirmez ama gösterir gerçeğinden yola çıkarak denilebilir ki şiire hala yer var hayatta.En azından soluk almak için.
Şiir yıllıklarından birinde şiirimizde tıkanmadan söz ediliyordu. Siz neler düşünüyorsunuz günümüz şiiri konusunda ?
Veysel Çolak bir yazısında şairlerin yeni bir şey söylemediğini birbirinin aynı,kopya şiirlerin yazıldığını bunun da şiirin gelişmesine değil de genişlemesine neden olduğunu söylüyordu bir yazısında.Onun bu düşüncesine katılmamak mümkün değil.Günümüzde pek çok genç şair kendisinden önce kimin neler yazdığını bilmiyor,okumuyor.Kendi dili dışında yazmış olan şairlerle de tanış değil.Üstelik şiir üzerine yazmış genç şair sayısı da çok az.
Buna rağmen,yaşamda karşılığı olmayan bir şiir oluşturulmaya çalışılsa da içi dolu , hayatta karşılığı olan şiirlerde yazılıyor bu coğrafyada.Bu da sevindirici bir durum.Metin Kaygalak,Nilay Özer , Mustafa Köz,Şeref Bilsel,Selim Temo,Serap Erdoğan,Mustafa Fırat,Baki Ayhan T şimdilik adı aklıma gelen isimler.Bunun dışında uzaktan bakıldığında edebiyat dergilerinde,edebiyat dünyasında bir kargaşa ,karmaşa ortamının hakim oduğu bir gerçek.Buna sistemin getirdiği sorunlarda eklenince problem büyüyor.Devreye kafa kol ilişkileri , boy fotoğrafları da ekleniyor.Şairin şairliğinin boy fotoğrafları ile ölçüldüğü bu ortamda Enis Akın’ın şu dizeleri aslında soruya ne güzel cevap.Bu nedenle şu dizeleri buraya alıyorum.
“ve şairler ! çağdaş çekirgeler! durmadan
matahari’nin topuklu ayakkabılarını yalarken yalarken yakalıyoruz birbirimizi
yalarken yalarken matahari’nin topuklu topuklu ayakkabılarını
orda,cennetten çok uzakta,cehenneme yakın değil”
Söyleşi için teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim.
Kalıcı Bağlantı Arkadaşına Gönder!
Etiketler : BETÜL TARIMAN’LA YOL İNSANLARI ÜZERİNE SÖYLEŞİ