BAYRAM BALCI İLE YERDİBİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ
6/4/2008 · Kategori: Söyleşi
Bayram Balcı: “Şairler İstiklal Caddesini Terk Etmelidir”
Canıma Değmez Hayat adlı kitabınızdaki bir şiirde “itiraz mecbur hayata” diyorsunuz. Bayram Balcı hayatta nelere itiraz ediyor şiiriyle?
Hayatta itiraz edilecek şeyler, kişinin kendisinin hayat ile kurduğu ilişki ya da ilişkisizlikle ilgilidir. Benim itirazım, hayat içerisinde yaşamak zorunda bıraktırıldığımız, karşılaştığımız her türlü tahakkümle ilgilidir. Kim bilebilir, belki hayatın kendisi de ömürlerimiz üzerinde bir tahakkümdür. İsteyerek, bilerek doğan bir canlı olmadığına göre, hayat içerisinde seçme hakkımızın olması, bir yanılsama olamaz mı? Modern hayatın içerisinde, insanlar, toplumlar, adliye, psikiyatri, hapishaneler vb. ile kurumlaşmış devletler ve bu devletlerin saygıdeğer yurttaşları, hep birbirlerine haksızlıklar yaparak yaşamıyorlar mı? On milyon yıl önce insanların birbirlerine karşı hiçbir şartla tahakküm uygulamadan ve hatta doğaya karşı bile incitici olmadan mutlu yaşadıklarını bir düşünürsek, bugün başımıza gelen ve yaşamak zorunda bıraktırıldığımız tüm felaketlerin sebebi, modern hayat dediğimiz barbarlıktır. Neye itiraz ettiğimi kısaca belirtmem gerekirse, bu modern ya da postmodern barbarlığa ve bunun yol açtığı tüm sonuçlara itiraz ediyorum.
Yerdibi ikinci kitabınız. İlk kitabınızın adı Canıma Değmez Hayat olunca ikisinin adları arasında bir karşıt anlam varmış gibi geldi bana. Yerdibi’de neler anlatmak istediniz? Niçin Yerdibi oldu ikinci kitabınızın adı?
İki şiir kitabımın adlarında bir karşıt anlam bulmanız, tamamen sizin her iki kitaptaki şiirlerle kurduğunuz ilişki olabilir. Benim, şiir yazarken, karşıt ya da farklı veya yepyeni bir anlam yaratmak gibi bir hedefim, amacım yoktur. Şiirde bir anlam varsa, bu şiirin, kendisini okuyan, dinleyen insanın hayatında bulduğu karşılık olabilir. İnsana değdiği kadar anlamı olabilir şiirin. Sorunuzun ikinci bölümüyle ilgili olarak da şunları söyleyebilirim; İkinci kitabımın adının Yerdibi olması, o şiirleri yazdığım dönemlerdeki durumumla ilgilidir. Zaten ben şiir yazarken, o şiiri okuyacak olanlara bir şeyler anlatmak, onları duygulandırmak, coşkuya ya da hüzne doyurmak, sevince gark etmek için yazmıyorum. Bu iyice barbarlaşmış hayatın içinde, şiir yazma zorunluluğu hissettiğim için yazıyorum. İçimden öyle geldiği için yani. Başkaları beğensin, eleştirmen değerlendirsin ya da kendilerini şiirin ‘birinci ligi’nde sanan bazı aptallara bir şeyler anlatabilmek gibi amaçlarım yok benim. Şiirin birinci ligi, ikinci ligi, amatör ligi mi olur? Ama barbarlığın elinde oyuncak olmuş şiir yazan bazıları, kendi uğraşlarını futbol liginin yapılanmasıyla özdeşleştirebiliyorlar. Bu onların sorunu. Yerdibi’nde neler anlatmak istediğime gelince, kitaptaki şiirlerimi okuyacak olanlara bir şeyler anlatmaya çalışmadım, sadece o kitaptaki şiirleri yazdığım dönemdeki Bayram Balcı’nın hayata, Anadolu’ya, dünyaya ve insanlığa bakışını paylaşmak istedim. Ancak, bu elbette, ‘ben kendimi anlattım’ demek değildir. Bana göre, anlaksal olarak, ölüm, ömür, hayat ve yaşam üzerine ve bu dört kavramın birbirlerinden farklılığı ve çatışmaları üzerine şiirlerden oluşmuştur Yerdibi.
Canıma Değmez Hayat -adına rağmen-adlı kitabınızda da, Yerdibi adlı kitabınızda da acıların izi çok rahatlıkla okunuyor. Bayram Balcı’nın şiirlerini yazmasında acının payı ne kadar?
Demiri ateşte yakıp, su vererek, örste döversek çelik olur. Yaşadığımız barbarlaştırılmış bu hayatta, acı da demirin çeliğe dönüşmesi gibi bir şey ifade ediyor benim için.
“ yaşanmayan tek şey ölümdür, hiç kimsenin bir aşkı onaracak gücü yoktur” gibi kitabınızın arkasına da yansıyan özdeyişsel dizeleriniz var. Şiirinize neler katıyor bu özdeyişsel dizeler?
‘yaşanmayan tek şey ölümdür’ mısrası kitaptaki bir şiirde geçiyor sadece. Kitabın kapağında bu mısra yok. ‘hiç kimsenin bir aşkı onaracak gücü yoktur’ mısrası ise evet, kitabın kapağına taşmıştır, ama bunu bir özdeyiş olarak algılayan sizsiniz. ‘hiç kimsenin bir aşkı onaracak gücü yoktur’ da kitaptaki bir şiire ait bir mısradır. Bir şiirdeki herhangi bir mısra’ın sloganlaşması, sizin tabirinizle özdeyişselleşmesi gibi durumlar çoğu şiir için söz konusu olmuştur. Nazım Hikmetin, Ahmet Arif’in, Cemal Süreya’nın, Edip Cansever’in daha bir çok şairimiz bir çok mısraları da sloganlaştırılmış, insanların birbirlerine kısa özdeyişler olarak söyledikleri, ilettikleri şeyler haline getirilmiştir. Bir şiir yazarken, o şiiri oluşturduğum kimi mısraların başkaları tarafından özdeyişsel mısra olarak anlaşılması, sanırım benim yetiştirildiğim kültüre has bir durum. Alevi olmam ve bu kültürle yetiştirilmem, elbetteki yazdığım her şiire etkisini vuran, sinen bir durumdur. Bir de şiirin bir özelliği vardır, herkesin bilebileceği, ama fark edemeden yaşayıp gittiği bir hakikati, bir şiirde söylediğimiz zaman, şiir onu kendisine ait hale getirir. Örneğin, ‘yaşanmayan tek şey ölümdür’ mısrası hepimizin bilebileceği bir hakikattir, ama bunu bir şiirin içinde söylediğiniz zaman, o hakikat şiir olmuştur artık.
“söylediğim her söz beni vuruyor/yoruldum kendime hedef olmaktan” diyorsunuz Şeyda adlı şiirinizde. Aşk nedir Bayram Balcı için?
Aşk benim için nedir? Bu sorunun yanıtını bilmiyorum. Bu sorunun yanıtını bilsem, bir daha asla, hiçbir kadına aşık olamam herhalde. Ben bildiğim şeylere aşık olmam. Aşkın bir çok tanımı yapıldı. Bu tanımlara benim de naçizane bir katkım olacaksa, şöyle bir şey söyleyebilirim; Aşk, uzakta olana erişmek ve onu keşfetmek, onun içine girerek, onu fethetmek gibi şeydir. Fethettiğimizde de zaten o aşk olmaktan çıkar. Acı olur, ızdırap olur, yar olur, şu olur, bu olur, aşk olmaz artık, başka bir şey olur. Kitaptaki bir şiirimde geçen ‘sorular yanlışsa cevap neye yarar’ diye bir mısraı hatırladım şimdi.
Yerdibi’deki en belirgin tema aşk kırılmaları gibi geldi bana. Aşkın sevinçleri de yazılacak mı?
Aşkın sevinçleri yazılır mı, bilmiyorum. Ama ben yazmam. Yazabileceğimi de sanmıyorum. Ben o sevinci sadece yaşarım. Bazı aşklar yaşadım elbette, ama bunlardan sadece bir tanesi yar oldu bana, diğerleri ise keşfedince acı, ızdırap, keder, hüzün oldu. Başka bir şey oldu yani.
Aşka, hayata olan kırılmalarınıza bakarak ‘Şair kırılmalar toplamıdır’ diyebilir miyiz?
YANIT: Sorunuza ilk kitabımdaki bir şiirde yer alan bir mısra ile yanıt vereyim; ‘ayrılıkların toplamıdır ömrümüz’. Ama ben kendim, kırılmalardan müteşekkil bir adam değilim. Şiirlerimde sözünü ettiğiniz kırılmaların izleri olabilir. Şair dediğimiz kişi, kırılmalar toplamı olamaz diye düşünüyorum. Eğer öyle olsa memleketteki tüm şiir yazanların hepsinin, kırım kırım kırılıyor olmaları gerekirdi. Ama elbette, bazı şiir yazan arkadaşlar, kendilerini öyle duyumsayabilirler. Bence bu da melankolik bir yanılsamadır.
Bayram Balcı’nın etkilendiği şairler kimlerdir? Günümüz şiirini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Otuz yıldır ciddi bir şiir okuru olduğumu söyleyebilirim. Yirmi yılı aşkın bir süredir de şiir yazıyorum. Dört yıldır da aralarında sizin de bulunduğunuz bir çok şairin ilk kitabını yayımlayan Virtüel yayınlarının editörlüğünü yapmaktayım. Akdeniz Lirikleri, Yeni Şiir, Ağır Ol Bay Düzyazı ve Felsefece gibi dergilerin mutfağında yer aldım. Şiirle her zaman iç içe oldum yani ve bu süre içinde, özellikle şiire başladığım ilk yıllarda, beni etkileyen bir çok şair vardır. Adların, yaşın önemi yok, hala bir şiir okuduğumda etkilenirim. Ama bugünlerde beni etkileyen şiirlerle ne yazık ki pek karşılaşmıyorum. Bu, günümüzde bir çok şair, sarsıcı, kışkırtıcı şiirler yazmak yerine, şiirin ‘birinci ligi’nde olmayı önemsediği için ya da gelecek yıllara kalmayı önemsediği için olabilir. Oysa, şairlerin bir gelecekleri yoktur. Ne acı ki, şiir yazan bir çok arkadaş bunun farkında değil ya da bu hakikati önemsemiyorlar. Okşanmak, pohpohlanmak hoşlarına gidiyor olabilir. Hayata, Anadolu’ya, İstiklal Caddesi’nden bakınca, demek ki, şairlerinde öncelikleri, önemsedikleri de değişiyor. Amasra’daki bir kaçak kömür ocağında yaşanan trajedi, bugün hangi İstiklal Caddesi şairinin şiirine sinebiliyor ki. Diyarbakır’da Hevsel Bahçeleri’nde yaşanan bir aşktan, kimin ruhunun ak kağıdına bir mısra düşüyor. Günümüz şiirine ilişkin de kısaca şunları söylebilirim; Bence, İstiklal Caddesinde, Nevizade sokağında, Çiçek pasajında, Kadıköy’de yaşayan şairlerin hepsinin buraları terk etmeleri, buralarda yaşamayanların ise buralara ayak basmamaları, hem kendileri, hem de şiirimiz için hayırlı olur. Her gece Nevizade’de körkütük sarhoş olmakla, Beyoğlu’nun her hangi bir barında ‘şiir dinletisi’ yapmakla şiirimizin gelişeceğini düşünmüyorum. Eğer bu şairler illaki içmek istiyorlarsa, İstanbul’un Habibler semtine gidip, orada bir taşın üzerine oturup, içip sarhoş olsunlar, Zeytinburnu’ndaki, Esenler’deki, Sarıgazi’deki, Dudullu’daki bir birahaneye gidip içsinler. Oralarda yaşayanlara şiirlerini özgürce bağıra çağıra okuyabilirler. Yukarıdaki cümlelerimde bir eleştiri olarak dile getirdiğim şeylerin bazılarını bir zamanlar ben de yaptım. Ama şimdi İstiklal Caddesini terk etmenin hayrını yaşıyorum. Son günlerde okuduğum enfes bir şiiri anarak yanıtlarımı sonlamak istiyorum; Yasakmeyve dergisinin Mayıs-Haziran 2004, 8. sayısında yer alan Haydar Ergülen’in ‘Devrim Ve Tabiat’ adlı şiirini, şiirle ilgilenen herkesin okumuş olmasını arzuluyorum. Ve sizlere de bu söyleşi için teşekkür ediyorum.
Kalıcı Bağlantı Arkadaşına Gönder!
Etiketler : BAYRAM BALCI İLE YERDİBİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ
